17 Şubat 2010 Çarşamba

E! tivi, senin allahın yok mu??!!



ya konuya kçndan girmek olacak ama şu E! Entertainment denen kanal, artık beni insanlıktan çıkarmış durumda. (5 dakika evvel göğsü, burnu yapı aşamasından geçmiş hafif Linet kıvamlı bir abla, "artık seçiciyim, ben güzel olduğuma göre bunlar da yakışıklı olmalı! vay yobaz aç azgın karı vay)

izlemeden anım-ız- geçmiyor geçemiyor.. amanın "geleceğe dönüş" filminin de çekildiği stüdyolar yanım yanım yanmış, amanın oprah winfrey tüm ekibi almış tatil yerinde vurmuş patlatmış çalmış oynatmış, dönerken de altlarına jip çekmiş. yok efendim tom cruise un doksansekiz düğününden en maliyetlisi hangisiymiş, davetiyelerini kim yapmıış, kim çağrılmamış, kimle küsüşmüş. hepsi hayati önemi olan şeyler oldu çıktı bünyede.

zihnime kazındılar artık, fellahi unutmam unutamam.

kendini ünlülere benzetmek için Holliyvud sokaklarında turlayıp, estetige yatıp bazen istediklerini olmadıklarını anlayınca annelerine sarılıp, analı-kızlı aglayan sarı kızlara bakıp "geeh geeh" diye uyuzlanarak cekirdek citlemek, gercek bi orgazm artik.


evet, isin gucun yok mu bacım diyor da olabilirsiniz, velvesil yok!
bayılıyorum tamam mı, babamın ogluymuş gibi birbirine küsmüş corc kluuni ile yan komşusu yönetmen antoni berbur un bir barda karşılaşıp yeniden konuşmaya başlaması hikayesi acayip heyecan yaratıyor bende. sanki onlar sarılırken aradan ben de sırtlarına vurup "yaa tabi anam ya eski dostsunuz siz, bi silkelenin kendinize gelin allaa eh eh eh" diye payıma düşeni yapıyormuşum gibime geliyor.

hırs küpü demi muur kadını ile, eski canımız sevdiğimiz kocası burusvilis in hırs dolu şirketler kurup kurup batırma hikayeleri, holivud un en sevilen ve kazanan ciftiyken sıçıp batırmaları cok hosuma gidiyor , "ben dediydim" demisimcesine göz yuvarlıyorum olanlara, kasılıyorum, geriniyorum, "ah vah" diyorum. şahane. acayip. seviyorum ya!

peki peki, son olarak da bayılıyorum alayı havaalanında keşfolunan şu mankenlere, modellere, oyunculara, neyse işte...

uzunu kısası, çirkini, dünya güzeli... bunların hepsi hiç bir çaba göstermeden orda burdaki havaalanlarında tesadüfen bulunan kalvin kleyn ve de gucci çalışanlarının gözüne çarpıp bir anda kokayinman oluyor! ulan sabahın körü charter uçaklarına bile kaç zavallı kadın fönlü gider olmuştur bu haberlerden sonra kim bilir, a be uçankuşlarım, bahtı açıklarım, biblo bebeklerim.. anneniz histerik degil, ajans nedir bilmiyorsunuz, hepiniz roportajlarda basiniz one egik, basiniza ne geldigini anlamamışça ; "..... em..em...then george walk thru to me and asked me if i ever thought to be a model, i was shocked of course.." *

külahıma bile anlatma, cırt canım cırt..

ya neyse data çok, yazı bitsin herkes kurtulsun, hem de ben dikkatimi bir numaradaki "moms gone mad" e veriyim, kesin britni cikicak ama olsun, bazen drev berrimor un annesi de cikiyo, acayip deli karıymış haa, kızı barlara goturuyormus iciriyomus minnacıkken tedaviyee sard...





*"...aa. .aaa sonra corc bana doğru yurudu, ve model olmayı dusunup dusunmedigimi sordu,, sasirdim eem tabii.. eea aa g gg hooo..eee.. vuuu.. ehh..öhh" -- turkcesinde gonlumce abartiyorum---





15 Şubat 2010 Pazartesi

bir kış gecesi eğer bi ergen...




kulağa küpe,
bileğe halhal, acil durumlara asprin,
zahmete dinginlik, ergenliğe el-aman durumları için denemeden geçmeyin;

--şaka olsun diye orta yaşlıların altından, hele de erişkin olmadan sandalye vb. her hangi bir oturak çekme, çekene mani ol, senin kontrolün dışında bi akranınca çekilirse mutfağa koş su iç,

--gece macera yaşamak için evden sahile kaçıp, evinden anasının babasının rızasıyla gelebilen, süper-modern arkadaşlarına ayak uydurmak için -bu cocuklar üşüdükçe eve gidip üstlerine başlarına yeni kıyafetler alırlar, sen eve geri giremezsin, cünkü şaibelerin şaibesidir zaten çıkışın- evinden eşşek kadar battaniye ile çıkıp, üzerindeki kestanecikleri temizlemeden eve geri getirme, yazını bitirir. (bitmiştir de valla.)

--babanı korkutmak yahut cezalandırmak için evin sağına soluna jeyms bond 007 kafalarıyla bıraktığın notlarda; kelime olarak "baba"yı değil, malum şahsın adını kullan, şüphelileri çoğalt, merakı katla, olayı esrarlı bir kıvama getir,
keza pamuk prenses ablacın "ı-ıh bilmiyorum" diyince, tek şüpheli sen, bundan kat'i suretle yırtamıyosun ya..

--yaşları sana yakın olan bir uzak akrabanın çocuğu bir oyuncağın ya da zerzevatınla aşırı ilgilenirse, sen daha da ilgilen, bırakma öyle oynamasın! sonunda bir erişkin ebeveyn gelip suratına "ayyyğğ emraaağh bunu çşook sevdiiğ, biz bengü ye yenisini alırız, bu O nun olsuuuğğn" diyebilir..
yenisini gidin emrah a alın ulan bana ne, ben daha da çok seviyorum imajını metayı her dakika bir kez keserek, severek, histerikçe bağlı ve oynamak için sırada bekliyormuş edasıyla durmadan atak yaparak belli edin. kaç tane gitti öyle yaa, yeter dursun bu hayasızca akın!

--yemek yapmayan anneniz, sipariş verdiğiniz yemek teslim edilirken kapı arkasına saklanıp "annem evde yok de hee" diye tembihlerse, bu masumane ve kendini savunan dünya tatlısı kadının tembihini dinlemeyin! henüz 14 yaşında olmanız ve kapıdaki adama, coğunlukla sizinle yaşıt cocuga bunu siz "annem olsa evde var yaa üüüf karnıyarıklar ve de böörülceler ve de su börekleri olurdu bi bilsen" manasında söyleseniz de O nun için bu "gıza bak, .rspu mu ne ustama diycem yaa" tadında bir seksüel tacizdir.


devamı gelecek....

büyürtürken düşündüren hissiyatlar vol.1



az önce dönüp dolaşıp fabrika ayarlarıma döndüm. iki nokta arasında da bariz gidip geldim
"ailelerimiz büyüdüğümüzü kabullenmez" ve
"ailelerimiz büyümemizi haz etmez"

sanki fikri ve zikri olan herkes düşman olmak zorundaymış birbirine gibi, bu fikir alış verişleri hep karşılıklı yetersiz bilgiden sınıfta kalma ile sonuçlanıyor.

ben bu konularda kendimi suçlamaya çok elverişli oldugumdan, hemencek "nassı bi insanım beeen" diye dünyamı yıkıyorum, hakkaten ne arabeskse ruhum, tamir etmiyor edemiyor kendini. vıy da vıy... tamamen budalalık...

sonra aklıma acayip acayip başka ayrıntılar geldi, mesela yolda küçükken yerde buldugumuz beşyüzbinliraaa yı ;"verin le bunu, camiiye goturucez" diye elimizden alıp giden ortaokullu dümbeleklere hiç bi'şey demeyişim,

ya da okul koridorunda kepçe kulaklı bi velettin beni çarpıp düşürdüğü halde,
"kendim düştüm ben heralde" diye salakça bi tırsıklığa kapılıp bunu erdemden saymam -ya da noluyomuşsa artık müstesna beynimde-, ve ve ve asıl allaahım...

lisede kitapları defterleri dağıtan arka gruptaki arkadaslarım sınftan kovulunca, ben de mi yaaa? demeden, peşlerine takılıp sınıftan cıkmam..

yani tuhaf, ya hakiki kalite kontrolu edilmis bi eblehlik vuku bulmaktaymış bedende, ya da harbiden devrimci lideri olacak kadar ehemmi derecede fedakar bi karakterim varmış o zaman, kıymetim ters tepilmiş..

önemi yok. cidden yok.

sessiz kaldığım şeyler yüzünden başıma gelenler sadece bunlar değil inanın, bunlar hatta sayılmaz bile muhtemelen. sadece kendimi defans etmekteki bu sakinliğim ve bu razı oluşumu hiç anlamamaktayım. bu aralar çok çok..

ekşisözlük yazarları oysa ne acayip pantere bürümüşler astrolojik imarem "koç"u, koparır atar, yuvarlar bir de vole çakar. heeeeyt!

kim lan onlar? nerdeler?? gelsinler bana da anlatsınlar, vallahi de billahi de dinliycem.

yok, beyhude... bugun kendime başıma gelen herseye, "bu da g.tüme gireydi de son bulaydım" şeklinde sitem ediyorum, haketmişim ben, hem annemin dediği kadar varım, hem de bu enteresan ölçüsüz halimle gerçekten kafama vurup bırakın lokmamı, kabı kacağı tencereyi yidirip yutturmuşum, tutup elimdekini(!) durmuşum...

ama ama ama...

büyüdüm lan ben, hala düşmekteysem, yukarlara hevesimdendir
ders istemem.., fella gizlenen bilgi..., bilinmeyen numara.., "yapamazsın ve eve dön", "nasıl maaş almak bu anlamadım?" filan gibi beyanatlar hiiiiç istemem.
kapesese kadar da taş düşecek olabilir 50 yaşımda kafama, razısıyım.

zaten de mars geri gittigi(!)* icinmiş bu durmalar, susmalar, kalmalar bende, bi gecsin, yakıcam buraları yakıcam .!


soru* ulan dünya nın da geri gitme ihtimali nedir acaba? geri gitse basimiza ne gelir? uzunlar kısalır, kısalar uzar mı, zenginler fakir olur mu, fakirler toplaşıp eski zenginleri bi temiz dover mi.. icim soru isaretleriyle dolup taşmakta..




5 Şubat 2010 Cuma

üstü kalsın ben gidiyim

kendisine kitap inmesine beş kala, bir müşteriyi tesadüfen götürüverdiği möble sanayiinden bagajına girivermiş bulunan "haydar"* ı ile; kötüleri, üniversite servislerini ve maaş kuyruğunda çekirdek çitirtisi yapan 60 lık amcaları had-hububat dersine davet eden sevgili merhamet marmelatı taksi şoförü! ;

"normal duruyorum ama aniyim",

"sinirim de olmasa",

"şu işte, aha şu emanetin, şu kadarını soksam o adi adama rahatlıycam ham.. ham.. hamfendi"

diye İstanbul Türkçe'n ile uykusuz dimağımdan burnumun ucuna gelen çakınla; varoluş sebebime, ilk rama reklamıma ve milliyet'ten armağan karton çiftlik evime ineği dik yapıştırmaya çalıştığım güne geri döndüm..

ve canım benim mamafih artık sana "satori", bana da ıslak paça, don ve çoraplar getirir bu kış..


*haydar: bin bir onemli kırılmaz agaclar suntalar birliginden kalkinmis sopa, darp aleti, acı icadı.

"abi geliyorum, bi'şi lazım mı?"

delilik akıllılıktan iyidir, el elden üstündür,
yaptıklarım yapacaklarımın teminatıdır.

bunları ben demedim, diyenleri var. ben dün yolda giderken aklıma gelen iki cümleyi
kağıda dökene kadar bin beş yüz defa dikkati dağılan ve hatırlayamadığı için, oldukça acayip başka bir yazı ile başlamayı seçen birisiyim.

girdiğim dükkanlarda, bir gün boyunca hem girerken hem de çıkarken iki kez alarm çaldıran benden başka kim var? n'olur varsa, söylesin bi'şeyler, anlayayım ben de..

içeriye girerken "inşallah kapıda bir eleman vardır da girerken ötüm ötüm öttüğümü görür, ben de açıklarım, çıkarken ötsem de umursamaz" diye heveslensem de, b.k yiyen dükkanlarda bi insan evladı yoktu, ben de nevrozdaki sapıklar gibi histerikçe kasaya yaklaşıp

"her girdiğim yerde viyk biyk ötüyorum, nedendir acaba? neden olabilir ki? bi'şey de almadım ama, noluyordur? sanki dükkandaki bi'şeyim ha ha ho hu öhö" diye gezinirken, aşırı fönlü kızlar ;

"montunda bişi var mı montundandır ya" diye beni montumu çöpe atma raddesine kadar getirerek, yirmi bes milyon dükkana girip çıkıp, utanıp, konsantresizce, "hırsızzz diiyilimmm beeeeeen" diye bağırmak aşkına, dükkanlarda hafızasını kaybetmiş türkan şoray gibi yalpa yalpa dolanırken, öte öte geri çıktım sonra..

hiç bir şeyin tadı kalmadığı bir güne döndü velhasıl... işlemediğim bin bir suç üstüme, altıma, ağzıma kalmıştı, ben de alabildiğine mal boynu bükük, yüzü gittikçe solan bi insan evladı oldum, karakoldan o an salsalar gazetede boy resmim aynen öyle kireç gibi suratla olur idi vallahi..

işte,

gelirken bu yüzden istediklerini alamadım,

bu başıma gelen en kötü şey değildi, başıma gelen kötü şeylerden biri bile değildi hatta haha, ula bu neydi ki bee..

alamadım ama sebeplerim vardı. tamam evet alasım da yoktu belki ama.. bu kadar afra tafra da yedi yuttu ama beni, kendi kendime söylendim durdum.

direkt eve geldim sonra.

bi'şi lazım mı diye telefon açmam daha kimseye, dedikleriyle gitmeyince acayip bileniyorlar namussuzlar...